Geçmişten Günümüze

Kıymetli okuyucular ve sevgili dostlar hepinize merhaba…

Zaman zaman bu köşeden sizlerle tarihten,sanattan bazen bilim ve sanatın ilişkisinden ve insana dair yaşanmış ve yaşıyor olduğumuz mekanları kullanılmış eşyaya eserlere dair konularda düşüncelerimi yaşadığım tecrübelerimi paylaşıyor olacağım.
Kısaca kendimi sizlere tanıtmam gerekliyse eğitimim güzel sanatlar .Pek tabiidir ki hal böyle olunca velev ki ülkemizin önde gelen duayen insanlarının hocalarının yanında yetişince, isterse ruhunuz tarihe, bilime ve edebiyata evrilip ilgi duymasın hiç mümkün müdür? Ailem eski Yugoslavya şimdiki Makedonya kökenlidir.O dönemin orada önde gelen tanınan insanı olan dedem İslami ilimler ve Türkçe öğretmeniydi. Çok erken yaşımda yitirdiğim rahmetli babam ise Üsküp’te Üniversite de Sahne Sanatları eğitimi almış, 1973 Yılına kadar İstanbul Harbiye Şehir Tiyatrolarında, çocuk piyesleri yazarı ve dekoratörüydü. Halam tarih öğretmeni. Annem ise bizi maneviyatla dolu dolu yetiştiren muhteşem bir anne ve harika bir ev hanımıdır.Çocukluğumda halen şu an İzmir’de yaşayan ve kadın doğumunda Ebe olan Gülten ablam ve diğer aile büyüklerim Üsküp’ten ve Bursa’dan gelen kuzenlerimle ,İstanbul’a geldiklerinde müzelere gidilirdi.Özellikle baba tarafım eğitim ve öğretimimizle çok yakından ilgilenir. Muhakkak müzeler gezilir ve yaşadığım şehrin ve saraylarımızın tarihi, içlerindeki kutsal emanetler bize anlatılır, bir sonraki gelişlerinde de gördüğüm eserler hakkındaki duyduğum anlatımları unutup unutmadığımın sualinden sorumlu olurdum.
Henüz 6 yaşında bir çocukken sonrasında olacak olan ilgi alanlarım büyüklerim tarafından ben farkında olmadan şekillenmiş gibi idi. Kuzenim çok genç yaşta müzik profesörü olduğunda benim de sanatla ilgili resim yeteneğim kıymetli bir resim hocam tarafından keşfedilip anneme muhakkak sanatla ilgili bir alanda eğitim almam, resim yapmam ve okumam gerektiği aktarılmış. Türk ve dünya ressamları kitapları, defterleri,kalemler,boyalar,fırçalar,tuvaller kendisi masraf ederek maddi destekle bana almış, sonrasında Sultanahmet’te ve İstiklal caddesinde bulunan atölyelerinde yıllarca ücretsiz dersle yetenek sınavlarına hazırlatmış ve o tarihte hocamın yıllar sonraki uluslararası araştırmalarımda karşılıksız bursla, sponsorluklarla, beni ödüllendireceğini hiç bilmiyordum. Bilirsiniz resim ve sanat okumak oldukça masraflı olan, sürekli malzeme ve ar-ge içinde bulunmayı her konuda ilgi ve bilgi sahibi olmayı gerektirir. Sevgili hocam adının özellikle bu iyilikleri konusunda asla ifşa olmasını istemezdi. Sonrasında bilgisayar destekli tasarım eğitimim de profesyonel mesleğimin dizaynır oluşunda da uzun yıllar resim yapmamın renkle, desenle, malzeme ile uğraşmamın etkisi büyük olacaktı.
Derken ilerleyen yıllarda deri ve tekstil tarihi, Sn İlber Ortaylı ve Sn Vitali Hakko’ nun yakın dostu, ülkemizde bir çok vakıf ,dernek, sanayi ve ticaret odaları kurucusu, bir çok üniversite tekstil ve deri teknolojileri bölümlerinin kurucusu, Topkapı Sarayı ve padişah türbe-gahları deri ve tekstil kimyasının duayeni, eserlerin restorasyon ve konservasyonlarında gönül eri, günümüzde birçok ünlü sanatçı Sn Bedri Baykam, Sn Prof.Tülin Onat hocalarım gibi ve adını saymakla bitiremeyeceğim ülkemizde önde gelen bilim ve sanat insanının destekçisi, ailemin memleketinden olan Üsküplü rahmetli hocam manevi babam Sn Hasan Yelmen’in yanında yetişme imkanı bulan ben, onun bıraktığı yerden gücüm yettiğince vasiyeti üzeri yazmaya, çizmeye ,yaşadığın sürece “ya öğreneceksin ya öğreteceksin, bir ayağın üniversite ar-ge de diğeri sanayi de olacak,” dileğini, isteğini önemli bir mesuliyetle kıymetli okurlar sizlerle ve sevgili öğrencilerimle paylaşmaya çalışacağım.
Yine Bilim ve Sanatla varlığımızı anlamlı hale getirip özde herbirimizin yaratıcıyı aradağımızı anımsayarak bir hatırlatmayla yolumuza devam edelim.
Geçtiğimiz yıllar da İKSV’nin en eski etkinliği olan İstanbul Müzik Festivali ilk kez 15 Haziran -15 Temmuz 1973 tarihleri arasında İstanbul Festivali adıyla düzenlenmişti. https://www.facebook.com/pages/Aya-Irini-Museum/196684420355141
4 Haziran Perşembe akşamı da Aya İrini de gerçekleşen, 43. İstanbul Müzik Festivali Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü alan Borodin Quartet’in – Boris Berezovsky ile konserinden Ali Güler’in objektifinde muhteşem bir tarihi mekan Aya İrini Kilisesi’nde idi ve halen bildiğiniz gibi festival devam etmekte. Yaklaşık 1500 yıllık tarihi mekanın şahane atmosferi gerçekten anlatılmaz yaşanır denilen bir güzellik. Sanırım resim yaparken atölyede klasik müzik, sufi veTürk Sanat Müziği ile yıllarca kulak alışkanlığımın olması, klasik müzikle insanın içine işleyen kanına yürüyen o tarihsel dokuyu sizlerle paylaşmayı istedim. Bir çoğunuzun bildiği gibi Aya İrini den bahsedeceğim.
Topkapı sarayı Web sitesi arşiv bilgisidir.
ba

 

4. yüzyılda inşa edilen Aya İrini Kilisesi, 532 yılında geçirdiği yangın sonrasında Doğu Roma İmparatoru Justinianus tarafından 548 yılında yeniden yaptırılmıştır. Üç nefli bazilikal planlı yapı, ana mekân (naos), narteks (giriş) ve atrium (avlu) olarak üç bölümden oluşur. Apsis yarım kubbesinde altın yaldızlı mozaik zemin üzerine geniş kollu bir haç, apsis kemerinde Tevrat’tan alınmış “yeryüzünde yaptığı güzel icraatla cennet mekânına yükselişini sağlayanın adı Tanrı’dır” anlamına gelen bir yazı bulunur.

İstanbul’un fethinden sonra camiye çevrilmediği için mekânın içinde ve dışında çok fazla değişiklik yapılmamış, silah ve ganimetlerin depolandığı yer olarak kullanıldığından “Cebehane” adını almıştır. III.Ahmed döneminde yapılan giriş revakında iki onarım kitabesi yer alır. 1726 tarihli bu kitabeden yapının Darü’l-Esliha olarak onarıldığı ve burada depolanan silahların düzenlenerek, adeta bir silah müzesi durumuna getirildiği anlaşılmaktadır. Revaktaki ikinci kitabe 1744 tarihlidir ve bu kitabeden de yapının I. Mahmud döneminde yapılan onarımlar sonrasında yeniden Cebehane haline getirildiği anlaşılmaktadır. 19. yüzyılda “Harbiye Ambarı” adıyla depo işlevi devam eden yapı, 1846 yılında, Tophane Müşiri Fethi Ahmed Paşa’nın girişimiyle Mecma-i Esliha-i Atika ve Mecma-i Âsâr-ı Atika (Eski Silahlar ve Eski Eserler Müzesi) adıyla iki bölüm halinde bir müzeye dönüştürülmüştür. Daha sonra yeniden depo haline gelen yapı, 1908-1940 yılları arasında Askeri Müze olarak kullanılmıştır.

Günümüzde bilindiği üzere tekrar festival ve özel törenler için kullanılması kararı alındı ve işlevselliği süre geliyor . O tarihsel dokudaki atmosfer akustik ses ve sonrası sessizliğinde yaşanmış tarihi, hayatları düşünüp ” Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal, Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş.”sözü ile Baki yi anmamak mümkün değildi.. Kimler gelmiş ve geçmişti kim bilir Aya İrini den halen dimdik tarihe 1500 yıla meydan okuyan saltanatta şahane bir görsel güzellik ve fevkaladenin üzerinde bir tarihi miras.

Dünya’da bir çok ülkede sanat festivalleri hatta bilimsel sempozyum tanıtımları özellikle sergiler ve konserler tarihi mekanların atmosferinde yapılıyor. 2010 yılında gittiğim Sankt petersburg Hermitage Müzesinde mevsim kış, dize kadar kar etrafta olduğu halde tarihte bataklığı doldurup zeminin üzerine saray yapan Deli Petro olarak anılan liderin şehri ve sarayında incelemede bulunduğum “2400 yıllık Hun İmparatorluğu ve Rudenko” eserleri idi. Mahzenler dahi değerlendirilmiş, restorasyonla elden geçirilmiş özel izinle oradaki vitrinler ışık ve ses izolasyonları gerçekleşmiş Türk konsolosumuzun desteği ve eşliğinde yerin 4 kat dibinde sarayın özel bölüm ve mahzenlerinde sergi ve etkinlikleri izleme inceleme şansına sahip olmuştum.

Ülkemizde de şüphesiz güzel adımlar atıldı fakat uygun mekan ve tarihi ortamların elden geçmesi böyle sanat alanlarının oluşması ciddi bir bütçe ve maliyet gerektiriyor. Aya İrini Kilisesi insanı büyüler nitelikte muhteşem bir ince işçilik tavan yüksekliği orijinal halinin korunması akustik ses değeri yansıması ister klasik müzik olsun ister sufi dini olsun çok sayıda insan alabilecek çok özel bir yapı, kesinlikle bir kez daha tarihi ve kültürel mirasımıza, yapılarımıza günümüze kadar gelmiş her türlü eşya, meta, tarihi eserlerimize sahip çıkmamız korumamız gereğini kaçınılmaz kılıyor.

Birey olarak her birimiz mesuliyet içindeyiz. Ülkemizin güzelliklerini tarihi derinliklerini eserlerimizi doğru tanıtmak ve yaşamak ve anlatmak zorundayız ki çocuklarımız bizden sonraki kuşaklarımızda bu önemi fark edebilsin. Başta insan olarak kendi varlığının sebebiyetini sorgulayıp anlayıp, emeğin değerini, tarihi mirasın ve eserin önemini kavrayıp,o da sonraki kuşağına aktarabilsin.

Saygılarımla..


Bir önceki yazımız olan Selçuklulardan Bize Miras Kalan Bir Teknik "Lüster" başlıklı konumuz da Lüster, Selçuklu seramik sanatı ve Selçuklular hakkında bilgiler verilmektedir.

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.